C+’da fotoğraf sergisi…

Sergimiz kapanmıştır.

Niyazi Bülbül ve Ahmet Özyurt Fotoğraf Sergisi

https://seramikartisanatgalerisi.com/2017/05/15/cda-ilk-fotograf-sergisi-17-mayista-aciliyor/

Reklamlar

Atın ipi uzun…

20170129_at_p0u7338-web

Atın ipi uzun; soğuk kış gününde güneşleniyor. Üşürse mağara ahırına dönebilir. Biraz yürüyebilir de, ama koşmaya imkan yok. İyi kötü bakılıyor, besleniyor… Yine de tutsak. Bir kaç turist gelse de gezmeye çıksak, der gibi… Kapadokya beklemede, gelen yok, giden yok.

Kılıçlar Vadisi sırtları, Göreme, Nevşehir (Cappadocia-Turkey), 29.01.2017

Kuru ağaç ve peribacaları

20170128_p0u6868-web

Kapadokya yeniden sert kış günlerinde. Doğa bazen cansız gibi görünüyor. Baharın güzelliği de kışın insanı zorlamasından olsa gerek. İki farklı kuş yuvası görüyoruz; ağaç ve kayaya oyulmuşlar. Ağaçkakanlar ağacı oymuşlar, insanlar da güvercinler için peribacalarını… Belki de periler kanatlarını Kapadokya’da bulmuşlardır…

Selime…

selime_201611_P0U4679_web.jpgKapadokya’nın fotoğrafçıya armağanı günbegün yitirdiği gizemli görüntülerinden birisi… Eski köy önünden akan su sayesinde yeni kasabanın genişlemesine direniyor…

Selime Kasabası, Aksaray, Kapadokya. Kasım 2016.

Suret olarak fotoğraf…

_P0U8134
Fotoğrafın kendine özgü niteliklerini gösterdiği imgeye ait niteliklerin önüne koymaksızın üretilen fotoğrafik alan hakkında düşünmeyi yeni nesil fotoğrafçılar çoktan terketti. Umurlarında bile değil. Kendileri bilirler. Fotoğraf kendi kendine bakar oldu. Neredeyse aynaya bile bakmayan, düz aynadaki aksini beğenmeyip, eğri ve şeffaf olmayan aynaları tercih ederek “İşte bu tam da görmek istediğimi gösteriyor” diye heyecanlanan bir nesil. Hayırlısı olsun. Oysa fotoğraf basit bir suret olduğunda özel bir çabaya gerek bırakmadan gözümüzle baktığımızdaki görünene çok yakın, sıradan bir imgeyi anlamlı kılmada fazlasıyla yeterli…

Fotoğraf: Tarlada bırakılmış su tankı, Cemil Köyü civarı, Kapadokya. 29.01.2011

Hȃlȃ şapkamın altındayım!

2008-12-18 at 12-48-57

Yoksa ben de mi sihirli bir dünyaya ait olduğuma inansam, şaşırtıcı ama hȃlȃ şapkamın altındayım! Madem ki gerçek değilim, periler ülkesindeyim, kendi kendime sayıklamamda bir gariplik yok. Benim adım “Peri Bacası”. Ya da diyebilirim ki insanlar benim gerçek bir jeolojik oluşum olduğumu kabul etmek istemiyorlar. Bu nedenle herhalde yakın bir zamanda şapkam düşecek. O zaman belki anlayacaklar ki ben yapı olarak erimekte, form olarak değişmekte olan, gerçek bir doğa parçasıyım. Her ne kadar bazıları milyonlarca yılda oluştuğumu söylese de, yakında yıkılacağımdan kimse söz etmiyor. Bu topraklarda yaşayan insanlara durduğum yerde ekmek parası kazandırdım. Nankör insanoğlunun gözü önünde yıkılıp Kızılırmağın sularına karışacağım. Ve sel olarak birilerinin tarlalarını doldurup, dere yataklarına yapılmış evlerini yıkacağım. Kim bilir; şansım varsa ölmüşlerin toprağına karışıp bir çömlekçiye çamur olurum da çöle dönmüş Kapadokya’da bir yudum suya çanak olurum.

Peri bacası, Çavuşin Köyü karşısı, Avanos, 18.12.2008.