Çanakçı

Teknolojinin ürettiği yeni dil ile bilginin sürekli değişimi-dönüşümü çağımızı fiziksel ve mental gerilim içinde yaşamaya zorluyor. Bu yeni dili anamızın dilini öğrenir gibi sorgulamadan benimsiyor ve çat-pat iletişecek kadar öğreniyoruz. Pek çoğumuz anamızın dilini iyi öğrenmiş olsak da dünyada pek çok insan tarafından anadiller mevcuttan çok daha az sayıda sözcükle incelik ve anlam zenginliğinden yoksun olarak kullanılıyor. Alfabetik okuryazarlık giderek işlevini yitiriyor, yerini zihinsel okuryazarlığa devrediyor. Ancak bu dili öğrenmek ve geliştirmek diğeri kadar kolay değil. Kolay olabilirdi belki ama bu kolaylığın altyapısını kuracak ‘okuryazar’lar ne yapıyor? Teknolojinin devrimler halinde zayıfların -kendi zayıflıklarının bile- gözünün yaşına bakmadan yeni diller icad etmesi, geliştirmesi, ansiklopedileri sahafa düşürmesi, güvendiğimiz dağlara kar yağdırıp, inançlarımızı yağmalaması karşısında güvencemiz var mı? Yeni nesillerin toplumsal değerleri ile geride kalan değerler arasındaki farkı eskileştirme-değersizleştirme olarak kabul etmek çaresizliğine mi düşülecek? Yoksa bu yeni dil anamızla konuştuğumuz kadarıyla teselli edici mi olacak? Yeni değerleri yaşamımıza sürekli ithal etmek, kendi yarattığımız bir değer olmasa da bizi ortak bir mutluluğa eriştirebilir mi? Hem mutlu olunsa bile bu ithalatın faturası ödenebilecek mi? Eski değerlerden olan kürek mahkumunun on kırbaça bir çorba mutluluğu aranır hale gelir mi dersiniz? Yeni gün ne karamsar bir gelecek manzarasına doğuyor!
O kadar da değil elbet; teknoloji harikalar da yaratıyor. Televizyon, bilgisayar, internet, topraksız tarım, enerji çeşitliliği, dil ve alfabe çevrimi, bilgi depolama vb. gibi pek çok alanda mucizeler sürüyor. Ancak o malum ısırılan elma hala ortalıkta… Tamamı yenmemiş; ısırmaya devam! Yeni Habil ve Kabil hikayeleri!
Yeniden okumayı okumayı yeniden öğrenerek denemeliyiz. Geçmişe bakmalıyız, yeni çağın ekonomi-politikasına direnerek, bu politikanın esirleri arasındaki yüzlerin maskeleri altından yaptıkları tutucu dilin yanılsamasına kapılmadan, neden hala bazı şeylerin aynı kaldığını sorgulamalıyız. Neden binlerce yıldır ağıt yakılıyor? Neden binlerce yıldır insan birbirini katlediyor? Neden hala dünyanın nimetleri bir avuç insanın elinde? Neden onlarca, yüzlerce muhteşem insanın gösterilen sanal saygıya rağmen fikirlerine değer verilmiyor? Öğrenmekle inanmak arasındaki farkı neden hala birbiri yerine kullanıyoruz? Bilgiye üç kuruşluk bir kıymet biçilmeden daha kaç bin yıl yaşayacağız. Vicdanımızın vicdansızca aldatılıp sömürülmesine daha ne kadar eyvallah diyeceğiz?
Geçmişe bakıp da ne göreceğiz diye sorabilirsiniz; ben de bilmiyorum, geçmişe yönelik derlenmiş bilgi ortada, büyük kısmı da paylaşıma açık, hala dünyayı değiştireceğine inanarak takdire şayan çalışanlar da var. Geçmişe bakıp bir şey görebilmek için geleceğe bakmakla mükellef bilimselliğe de ihtiyaç var; bu adeta gerisin geri ileri gitmek gibi bir hareket olmalı. O halde insanlık için başlangıç noktası nedir; bir avuç toprakla bir kaç damla su değil mi? Haydi o zaman, bir çanakçı bulalım da soralım, çamur nasıl şekil alır, geldiğimiz yer ve gittiğimiz yer olan toprak hakkında ne biliyorsun?
Reklamlar
Yayınlandı: Dil

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s