REMZ / Remzi için sanat

TATBİKİ’Lİ SINIF ARKADAŞLARIM,
Okul günlerimizi hiç birimiz unutmayız; o muhteşem muhabbeti… Ama bundan söz edecek değilim. Tatbiki’nin saray parçası bir at ahırı olmasından başka uygulamalı sanat okulu için yeterli olmayan, hele bir yüksek okulda bulunması gereken olanakları hesaba katınca hiç de işe yarar bir yer olmayan binacıklarında yetişen, yetiştiğinde öğrenciler yetiştiren insanlarını tekrar bir düşünelim… Tekstil’in koridorları kapatan basit tezgahlarını, Grafik’in kabağını, Dekor’un avluya taşan atölyelerini, kendine dar gelen alanda idari odalara yer açan İçmimari’yi, oradan oraya taşıyıp işlerini kurutmaya çalışan Seramik’çileri… Tuvaletten çevirme Karanlık Oda’larını… Sanatın icrası için sanatçının daracık alanlara sıkıştırılması mı gerekiyordu, yoksa, Goethe’nin dediği gibi “Kalbi geniş olana mekan dar gelmez” anlayışına mı sahipti Tatbikili’ler… Bence bu ikincisi… Öğrenci-öğretmen birlikte boykot ettiğimizi hatırlarım fazla öğrenci alımını… Şimdi memleketin her şehri bir üniversite(!?)ye sahip, her üniversitesi de bir Güzel Sanatlar Fakültesi’ne. İyi de neden hala ihtilal yılları olmasına rağmen sanattaki hakikati aradığımızda o günleri özlüyoruz? Sayısı belirsiz mezun veren GSF’lar son 30-35 yılda şu memlekete ne kazandırdı? Neyimize yetmiyor uluslar arası organizasyonlar? Politikacı(!?) haklı, bursumuz bugünkünden azdı, ama arkadaşımla konsere gitmeye bile yetiyordu ey politikacı efendi… Kira öderdik, paramızla aynı değerdeydi şöhler resim kağıdı ama ikiye bölerdik, bir makas yeterdi bizim sınıfa yıl boyunca, sırayla kullanırdık rapidoları… Sen ne bilirsin ATÖLYE neresidir, benzemez robotların meclisine. Biz ödevlerimiz için çarşıya çıkıp kuru çınar yaprağı, zencefil kökü, tahtakale şaheserleri, incik, boncuk arardık, bir düşünün, bu gün olsa ne toplardık; kırık gözlükler, koparılmış küpeler, yolunmuş saçlar, kayışı kopmuş kol saatleri, tekini bulabildiğimiz pabuçlar, ezilmiş çocuk oyuncakları.. Kaçış yönünde ayak izleri, kovalama yönünde postal izleri, engeller… engeller… Bunlar olurdu doku çalışmalarımızın kaynakları… Doğrusu hergün T cetvelinin bir eğitim aracı olduğunu, guaj boyanın resim yapmaya, aktonun maket kesmeye yaradığını dünyamızdan bihaber mehmetçiğe Beşiktaş-Üsküdar iskeleleri çıkışlarında anlatmak zorunda kaldığımız günleri arıyorum… Sizden çok uzakta olduğumu düşünmeyin, uçmaya uygun olmayan uçakların düştüğü, iniş-kalkışa uygunluğu tartışılan havalimanları olan, çift yönlü delik deşik asfaltlarında kazasız bir günü olmayan otobanlara sahip bir ülkede yaşıyoruz artık, gelip gidebiliriz yani, tanrıya emanet… Sadece meyhanelerde konuşulmuş, çok bilmişlerin masallarını onun gerçekliği olarak görmek zorunda kaldığımız Anadolu’da, Kapadokya’dayım şimdi… Gerçeğin tam ortasında; içinde. Ama geçmişte içinde yaşamış olduğum İstanbul’u uzaktan daha net görebiliyorum… Bugün Beyoğlu kat kat yükselen sanat galerileriyle dolmuş… Yüksek sanat üst katta yapılır olmuş anlaşılan… Yakında Tokyo ve NewYork’taki gibi gökdelenlerin en üst katlarını sanata ayıracaklar ve asansörlerin bozuk olduğunu söyleyecekler herhalde. Nerede kaldı hocalarımızın sergi açılışları; kokteylde aç kalıp kalmadığımızı soran sergi sahibi sanatçılar nerede, “hadi Çiçek Pasajı’nda devam edelim” diyen hocalar? Nerede tekstil öğrencisini grafik dersine de bekleyen, Gülhane’de hayvanları model alıp desen öğreten, klasiği Arkeoloji Müzesi’nde tattıran, geleneği İslam Eserleri’nde sezdirten, sınıfta sızmış öğrenci için bırakın uyusun, dinlensin diyen hocalar… Nerede turistleri kazıklayan halı tüccarlarının turizm gelirlerimizi arttırdığı Anadolu’nun kök boyalarını köy köy dolaşıp bilimselleştiren alman hocalar, bir derslikte üç bölümün öğrencilerine uygarlık tarihini silahların gölgesinde anlatırken öğrencilerine ismiyle hitap eden hocalar… Öğrenciler… her biri kantinde, kahvede, bedava olmasının ayıp olması nedeniyle, bir çaya portre çizen öğrenciler… Karikatürleriyle gündemi sallayan, afişleriyle filmlere, tiyatroya, müziğe sanat damgasını vuran, 1 Mayıs’ları şenliğe dönüştüren öğrenciler, asistanlar nerede? Betondan bir basket sahasına bahçeyi, jandarmanın nöbetini, folkloru, sporu, sergileri, partileri, öğle yemeğini, forumları, uçsuz bucaksız muhabbeti sığdırabilen öğrenci-asistan-hoca beraberliği nerede? Haklısınız; ara ki bulasın! Öyleyse madem ki Leonardo’nun at desenlerini bir at ahırında gördük, usta kadar olmasa da pek de aşağı kalmadan çizebilir olduk, öyleyse tüm bunları birlikte yaşadığımız REMZİ İÇİN SANAT yapalım, hem de “Güzel Atlar Ülkesi Kapadokya’da!

REMZ/Remzi için sanat

Tatbiki Sanat Projesi 2014 / Applied Arts Project 2014

https://www.facebook.com/SeramikArtiSanatGalerisi.Avanos.REMZ.karmasergi

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s