Kapadokya’nın iskeleti…

Kapadokya vadilerinde gezerken kemiklerimin eridiği, iliğimin emildiği hissine kapılıyorum, oysa bendeki his ondaki eriyiş; yavaş yavaş, öylesine ağırdan, öylesine umarsız… Sırtlarda bir kertenkele yürüse tüylerim diken diken oluyor. Sessizlik içinde dinlenirken dökülen kum taneleri birer büyük kaya gibi ezici gümbür gümbür üzerime geliyor. Bir güvercin yuvasına girdiğinde göğsümde sıcaklığını hissediyorum. Tekrar yürümek üzere ayağa kalkarken haşmetli kaya iskeletin cılız kıkırdaklarını kıracağım yanılsaması ile bir balerinin narin parmakları üzerinde zarif yükselişini taklit ediyorum. Her adımımda kalbimin atışı ile Kapadokya’nın damarları içine dalıyor, karmaşık iskeletin labirentinde yolumu kaybediyorum. Dolan, dolan… Gir, çık… Yüksel, alçal, eğil… Yerli Kiling filminde başrol oyuncusu muyum neyim, yoksa Roberta Flack’in tatlı sesinde yavaş yavaş kendimden mi geçiyorum? Bu kanat sesleri hangi meleğin uçuşunu müjdeliyor? Kapadokya, ölü bedeninde kalp atışlarını duyuyorum, güzel atların nal sesleri mi yoksa… Üzerime gelmeyin, ben biçare bir kemik kurduyum.

20141115_GOREME_4454

Kapadokya’nın iskeleti, Göreme, 15 Kasım 2014.

 

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s