Kapadokya’nın ökse otu, müzik ve fotoğrafın buluşması…

Ya da rüyaya dalış, rüyaya uyanış…

ECM Albüm Kapakları Üzerine Düşünceler

Miki N´Doye - Tuki     David Virelles - Mbókò

Bir müzede önemli bir sergi olduğunda, bir yayında önemli bir makale yayınlandığında veya benzer önemde etkinliklerden söz ederken ilgili kurumun adını anmak reklam olsa da etkinliğin önemi nedeniyle bunu sineye çekeriz veya hak veririz. Bu yazımda da bir şirketin adı anılacak ve methiyeyi hak ettiğini iddia edeceğim; hiç bir bağım olmadığı halde.

Marcin Wasilewski Trio w: Joakim Milder - Spark Of Life   The Hilliard Ensemble - Il Cor Tristo

Ortaokulda arkadaşlarınca “fadiyez” lakabı verilmiş biri olarak müzik yapmak bana hep çok uzak oldu. Bu konuda gayretim olmadı diyemem ama maalesef bir enstruman çalmak bile her zaman gıpta ettiğim bir eylem olarak kaldı. Ancak tesselliyi dinlemenin hazzında buldum diyebilirim. Belki de icrasına oranla daha az acı veren bir haz…

Paul Motian - Lost In A Dream     José Luis Montón - Solo Guitarra

Müzik dinlerken; anlatılmak, sürükletmek, düşürülmek, yükseltilmek, hissettirilmek istenilen duygulara erişebilmenin yanında bestekarın ve icracının ruh halini de paylaşmak için perişan olurum. Müzik beni benden çalar. Bir rüya, bir hayal içinde kendimi yitiririm. Sesler görüntülere dönüşür.

Kayhan Kalhor : Erdal Erzincan - The Wind     Ghazal - The Rain

Bir gölge nasıl bağlı ise ışığı kesen cismine, öyle bağlıyım fotoğrafa. Fotoğraf gerçekliği temsilde yeterince güçlü görünse de bence bir rüyaya dalış anıyla, bir rüyaya uyanış anının kesiştiği lahzada duruyor. Çoktan gerçeklikten kopmuş oluyor, üstelik tüm zamanları temsil etmeye namzet, iyi ya da kötü niyetli editörün eline düşüp, insafına sığınıyor. Fotoğrafın en masum hali gurbetteki işçinin ondaki çocuğuna, nöbetteki askerin ondaki yavuklusuna bakışında yaşadığı duygu olsa gerek. Daha çok da zamanın geri döndürülemezliğinin kanıtı bir kağıt parçası olarak yarattığı acıda… Elbette yalan söylediğinde, söyletildiğinde, üstelik bazen “fotoğrafçısının gerçeği” olarak küstahça kabulündeki masumiyetini yitirişinde irkilten, ürküten, geren bir hali de var fotoğrafın… Daha neler, neler… Kabusa dönen rüyalara kadar… İçimize gözümüzden giren fotoğraf, müziğin kulağımızdan girdiğinde olduğu gibi içerde  çalışmaya başlar… Eskiden karanlık odadaki küvette yavaş yavaş beliren görüntü gibi bizi hükmüne bağlar, teslim alır…

Elina Duni Quartet - Matanë Malit    Keith Jarrett : Gary Peacock : Jack DeJohnette - Somewhere

Artık birbirinden ayrılmak istemeyen ses ve görüntü ne müziktir ne de fotoğraf. Olsa olsa ökse otunun altındaki kaçınılmaz öpüşün karmaşık ürpertisidir.

Fotoğraf çekerken; görmek, göstermek, yakalamak, yakalatmak, durdurmak, hapsetmek, yaşatmak istediğim duygulara erişebilmek için vicdanıma danışırım, çoğunlukla parmağım donar kalır. Fotoğraf içimdeki beni çeker. Bedenimi hissetmez olurum, içinde eridiğim görüntü iniltiler halinde başlamış seslere dönüşür.

Kapadokya’ya geldiniz mi bilmem, geldiniz de gördünüz mü, onu da bilmem; ama ökse otunun en bol olduğu yerlerdendir. Kuruttuğu kayısılar her yerdedir. Yaşamını öldürücülüğü ile sürdüren bu garip bitkinin cezası ise zehrine yüklenmiş şifasıdır. Kayısının ömür uzatıcı özelliğini saklar yapraklarında. Daha kendisine değmemiş olan altında buluşana bile yetişir etkisi.

İşte böyle bir buluşmadır ses ve görüntünün buluşması ECM albümlerinde…

Peter Erskine - You Never Know    Maya Homburger : Barry Guy - Ceremony

Ortaokul, lise ve hatta üniversite yıllarımda müziği TRT3’ten dinlerdim. Sonraları plaklardan… Kasetler ve daha sonra da disklerden… Zaman mı çabuk geçiyor, insanların acelesi mi var bilmem ama teknoloji ürünleri tadımlık sunumların ardından sofradan kaldırılıyor… Şimdi MP3, internet… Neyse ki internet sayesinde tekrar “Radyo Günleri” geri geldi. Bu süreç içinde plakların şömine ateşininkine benzeyen cızırtısını saymazsam en çok CD’leri keyifle dinledim ve tercih ettim diyebilirim. Bir zamanlar mesleğimin grafik olmasından ötürü de bu tercihim güçlenmişti. İşte o dönemimde dinlediğim CD’lerin kapaklarında sanata yaklaşımımı yönlendirmiş olan üç harfli bir logo vardı: ECM.

Eleni Karaindrou - Trojan Women     The Gurdjieff Folk Instruments Ensemble - Levon Eskenian

Bu şirketin yayınladığı müzik diskleri elbette -şeffaf- bir kutuda satılıyor… Kutunun içinde diski saran, sarmalayan bir de kağıt var… Ve kağıdın üstüne basılmış fotoğraflar… Ses ve görüntü o kutunun içinde birbirlerine karışıyorlar; kavuşuyorlar desem daha yerinde olacak belki de.

Ambrose Field : John Potter - Being Dufay     Julia Hülsmann Trio - Imprint

Dinlediğim müziklerle izlediğim fotoğrafların birbirine uyumu, birbirine bağlanması, birbirini canlandırması söz konusu olduğunda hep ECM diskleri gözümün önüne gelir, kulağımda çınlar.

Karl Amadeus Hartmann - Funèbre     Gidon Kremer : The Kremerata Baltica - Franz Schubert- String Quartet G Major

En güzel seslerin ardından başlayan sessizlik içinde gözlerimi kapadığımda karanlığın içindeki fluluklar netleşmeye başlar, çoktan kendimden geçmiş olurum, yarı uyanık esrikliğimle gördüğüm rüyamda dalgaların köpükleriyle savrulur, kayalara çarparım, martıların kanatlarından bir tüy gibi kopar düşerim, ıssız steplerde bir kayanın likenine takılır, hafifçe esmeye başlayan rüzgarın fırtınaya dönüşüyle kalabalık bir kentin gece ışıkları altında ıslak kaldırımlara taşınırm… Tutuşmuş iki el beni tekrar alır, götürür… Oturdukları bankta unutulurum, gidenlerin anılarıyla kalır, oyalanırım. Önümden koşarak geçen çocuğun çimenlerde tekerlenmesine eşlik eder, kendimi acayip şekilli kayaların arasına atarım…

Thomas Zehetmair - Eugène Ysaÿe- Sonates pour violon solo     Rainer Brüninghaus - Freigeweht

Sessizlik öylesine derindir ki kulaklarım çınlamaya başlar… Çok geçmeden Kızılırmağın kıyısında bir yalıçapkını uyandırır, yabani bir iğde dalına tutunup kendime gelirim, vadilere yayılmış mayıs kokusu ve sessizliğin melodisi içinde yürürken mahmur gözlerim açılır, kendimi peribacalarının arasında bulurum. Uçhisar’ın silüeti bir daveti müjdeler, Stefan Micus’u dinlemeye giderim. Gerçekten o burada mı diye şaşarım. Rüya ile gerçek birbirine karışır.

Anadolu’da dağ tepe dolaştığım zamanlarda kentlerden uzaklaştıkça doğanın güzelliği karşısında büyülendiğimi, fotoğraf çekmek amacıyla geldiğim halde işimi unutup onu dinlemeye daldığımı hatırlıyorum. Yer değiştirmelerde, geri dönüşlerde kentlerden geçme zorunluluklarımda yorgunluğumu farkettiğimde badireyi atlatmak için müziğe sığınırdım. Doğanın bende bıraktığı etkileri diri tutan en çok da Micus’un müziği olurdu. Bir gün onu buralarda canlı müzik yaparken görmeyi hayal ederdim. Yıllar önce ilk kez İstanbul’da Aya İrini’de dinlediğim Micus’u şimdi Kapadokya’da dinleyeceğim. Şükür. Cappadox’a müteşekkirim.

Stephan Micus - Life     Stephan Micus - Panagia

Bir ECM sanatçısı saydığım Micus’un disk kapaklarında yer alan fotoğraflara bakınca geçmiş seyahatlerimden belleğimde kalmış görüntüler canlanır, bestenin kaynağını kendi mekanlarıma kaydırırım. Onun müziği kaynağına bağlı olmakla birlikte kendisine özgü yorumu dolayısıyla mekanından bağımsız derinleşir, evrene yayılır, beni de birlikte alır götürür.

Tomasz Stanko Quartet - Matka Joanna     The Keller Quartett - Johann Sebastian Bach- Die Kunst der Fuge

ECM’in yayınladığı ses ve görüntülerin her bir diski bir diğerinden farklı olduğu halde tümü birlikte değerlendirildiğinde de tutarlı ve uyumlu bir bütünlüğü yansıtırlar. Nasıl ki örneğin Micus’un her bir bestesi, her bir albümü birbirinden farklıysa da sanatçısına aidiyetini belli eder, ECM disklerinin tümü de böyle bir ortak bağı saklamazlar. Bu bağ sesler ve görüntülerin birbirine sarılmasına benzer; fotoğraf müzik için, sesler de görüntüler için kendilerini feda etmeye hazır gibidir. Müzik bu disklerde fotoğrafa baskın olma hakkını kullanırken, onu kendi hizmetinde tüketmez. Tek bir diskte hissedilmesi nispeten daha zor olabilen bu karşılıklı etkileşim ECM’in görsel dünyasını tümüyle bir bütün olarak görmek istediğimizde belirginleşir.

Bu fotoğraflara bakarken, verdiğim linklerdeki müzikleri de dinleyebilirsiniz. Bu hayalci dostunuz bıkmaz yorulmaz, hayal kurar… Gerçekleştikçe yine kurar…

Stefan Micus Anadolu enstrumanlarıyla bir Kapadokya bestesi yaparsa ne güzel olur!

Stephan Micus - Twilight Fields     Stephan Micus : The Garden Of Mirrors

Ahmet Özyurt, 27 Nisan 2015.

http://www.allaboutjazz.com/stephan-micus-solitary-pursuits-stephan-micus-by-john-kelman.php

http://www.lars-mueller-publishers.com/en/catalogue-design/der-wind-das-licht

http://cappadox.com/

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s