Lodosun Getirdiği

Mutlu yaşamın mekânı hep karşı kıyıda bir yerde… Lodosun getirdiği bu hayalin bedelini gösteriyor…

Ahmet Özyurt, 11 Nisan 2019, Asos.

Avrupa’dan Anadoluya lodosun getirdiği bir Suriyeli mülteci çocuk pabucu. Çifti ortada yok, çocuğun akıbeti belirsiz…

Deniz kenarında büyüdüm, oyuncak satın almanın akla getirilmediği yıllardı… 23 Nisan geldiğinde kasabaya gelen çerçilerin kamyonlarında neler olduğuna bakar paramız olmadığı için arkadaşlarımızla aramızda lodosun bize getireceklerinin daha güzel olacağını iddia ederek birbirimizi ikna ederdik. Ya da hıdırellez zamanı panayır kurulmasını bekler tüylü mermiler atan tüfekle oyuncaklara nişan alır ateş ederdik; ne kadar beceriksizdik… Lodos ise hiç bir zaman sahili boş bırakmaz bize cömertçe sürprizler taşırdı… Lodosun gerçeği tüm hayallerimizi zenginletirmeye fazlasıyla yeterdi… Biraz tamir etmek, bazı şeyleri birleştirmek, ayırmak, çözmek ya da parçalamak tasarım yeteneğimizi geliştiriyor ortaya çıkardığımız oyuncaklar benzersiz oluyordu. Fakat sahilde umutla dolaşıp lodosun getirdiklerini toplamak her zaman sevinçle sonuçlanmıyordu… Bir arkadaşım bulduğu nesnenin ne olduğunu bilmeden keserle parçalamaya kalkınca şiddetli bir patlama yüzünden parmaklarından olmuştu… Deniz sadece iyi ve güzel şeylerle dolu değildi… Öyle korkmuştuk ki lodosçuluğu bırakmak zorunda kalmıştık.

Yol arkadaşım Ferit belki de bir sahilde ilk kez lodosçu olarak yürüyor, bir elinde çuvalı, diğerinde kamerası yaşanmış bir senaryodan kalan gerçeği çevre üzerinden bulmaya çalışıyordu…

Aradan yıllar geçti… Denizden uzakta Kapadokya’da yaşıyorum. Bu yıl Nisan ayında çocukluğum ve gençliğimin geçtiği sahillere yolum düştü. Asos yakınında sahildeki evimize yıllardır gitmemiştim. Uzun zaman uğramayınca evin sahibi Yalova depreminde ölmüş diye bir söylenti uydurulmuş… Tahmin ettiğim gibi evin sadece iskeleti kalmış. Neyse ki bahçedeki zeytin, çam ve akasyalar yaşıyor…

Evin terasından doğuya bakınca Behramkale görünür. Tepedeki Asos antik kenti bugünü geçmişe bağlayarak zamanı sıkıştırır ve bana o bilge kişiyi; Aristoteles’i anımsatır. Yürümenin bedenimi ve zihnimi zinde tutmasını ona borçluyum desem abartmış olmam. O da yürümüş olmalı bu sahilde, karşı kıyıdan gelmişti ne olsa… Sahilde dolaşırken küçük dalgaların hışırtısında çocukluğumu anımsadım. Fakat ne zaman sahilde yürüme fırsatı bulsam o patlayan nesneye rastlayacak gibi olurum…

Pek çok emzik denize düşmüş olabilir… Bu emzik ise muhtemelen denizin ağızdan aldığı ve lodosun getirdiği…

Denizin kıyısında lodosun getirdiği öyle çok şey vardı ki ölü bir evden anıların canlanmasına fırsat vermiyordu… Sahildeki nesnelerin geldiği yöne baktım; lodos Midilli adası tarafından esiyordu…

Evin halini unuttum, lodosun getirdiği nesneler çoktan düşüncelerimi hükmüne almıştı. Sahilin en sessiz, ıssız bölgesi burası. Sadece iki ev var ve ikisi de harap. Çakıllı sahilin arkasındaki bahçede birkaç zeytin ağacı var… Kenarlarındaki çalılıklar iyice yükselmiş… Denizden bakıldığında bahçenin içi görünmüyor… Belli ki o bahçe de iki ev gibi pek çok insana mekan olmuş… Etraf çöpten geçilmiyor… Çöpler apar topar terkedilmişliğin artıkları; elbiseler, çantalar, cüzdanlar… Sahildeki çöpler ise lodosun getirdikleri; patlak şambreller, pompalar, bot parçaları, kürek kırıkları, can yelekleri, yüzme kollukları, vesikalık fotoğraflar, südyenler, eldivenler, pabuçlar, emzikler, biberonlar ve en çok da cüzdan…

Pompalar çeşitlidir ama temel işlevleri aynıdır; hava basarlar… Nerede olduğunu, nereye ve nasıl gideceğini bilmeyen, ne yapacağını şaşırmış, başına gelmiş olanla gelecek olanın bilinmezliği içinde ambale olmuş insanlar için herhangi bir pompa her işi görür görünür…

Denize baktım, tertemizdi, sakindi… Yağmurdan sonra güneş ışığı suyun mavi rengini koyulaştırmış, küçük dalgalarının köpüklerini parlatıyordu. Karşıdaki ada elimi uzatsam bir çiçek koparacak kadar yakın görünüyordu… Eskiden, çok değil on yıl kadar önce iki kıyı arasında balıkçı sandallarıyla yük ve yolcu gemilerinin geçtiği bir boğazdı burası… Bu defa sadece bir sahil güvenlik botu doğudan batıya aheste aheste bir o tarafa bir bu tarafa gidip geliyordu… Hayal kurmamak için ilgimi sürekli başka bir konuya yöneltmeye çalışsam da hafif esen lodos iki yaka arasında olan bitenleri düşlemeye zorluyordu…

Suriye’deki savaştan önce yosundan, deniz kabuklarından ve balıkçı ağlarından başka bir şey getirmeyen deniz adeta kendini temize çıkarmak ister gibi insanlara ait eşyaları reddediyordu, nesi var nesi yok lodosa teslim etmişti… Umudun pembe rengini karaya çeviren kader sahili kurbanların eşyalarıyla doldurmuştu.

Denize girmek için değil, denize düşme ihtimali nedeniyle kullanılmış bir kolluk… Ve ihtimal muhtemelen cereyan etmiş olmalı…

Denizden bakıldığında kara yakın görünür, yaklaştıkça uzaklaşan dağlar gibidir… Çocukken optimist sınıfı yelkenlimle yakalandığım o ani rüzgarın şiddeti geldi aklıma; yanımdaki yunusları köpek balığı sanmıştım… Onlar bana dostça eşlik ediyor olsalar da ben onları birer canavar olarak görüyordum. Karaya doğru o kısacık mesafe pupa yelken bir türlü son bulmuyordu…

Denizi hiç tanımayan bir insana, hele umutları yıkılmışsa deniz hakkında ne söyleseniz inanır, hele böyle güzel bir günde karşılaşmışsa… Nereden bilsin havanın patlaması ne demek, bir bombanın patlamasından kötü olacak değil ya… Nereden bilsin denizin içinde ne var, köpek balığını, ahtapotu nereden bilsin, suyun yüzme bilen için bile kısa sürede acımasızlaşacağını… Hem şurası zaten, bunca maceradan sonra… Saatler mi kaldı, dakikalar mı… Sonrası… Yaşam… Savaşı unutturacak güzellikte bir yaşam… Bebeklerin, çocukların geleceği için biraz üşünse değmez mi?

Çevre köylerde yaşayanların anlattıkları ne kadar doğru emin olmasam da o şişme botlara binenlerin tüm eşyalarını bırakması isteniyormuş… Bazen elbiselerini çıkarmaları bile… Çocuklar ve kadınlar için eldivene müsade varmış… Bebekler için biberon, emzik… Büyükler için boşaltılacak cüzdanlar… Kalitesiz ve güvensiz can yelekleri… Hayaller, umutlar, korkular ve endişelerden oluşan yük için ise ne sorgu ne sual…

Kapadokya’da çocuk bayramı…

Aradan kısa bir süre geçti, Kapadokya’ya dönmüştük ve 23 Nisan Çocuk Bayramı geldi. Ortahisar kasabasında Suriyeli çocukların bayram için hazırlandıkları bir tören yürüyüşü* yapacakları haberini alınca izlemeye gittim. Hava muhalefeti dolayısı ile birkaç gün ertelenen bu etkinlik yapıldığı gün özel bir etkiye sahipti, bayram geçmişti ve sokaklarda sadece Suriyeli çocukların etkinliği vardı, bu durum gösteriye ayrıcalıklı bir hal kazandırmıştı…

Suriye’den ayrılıp Kapadokya’da mülteci olarak yaşayan çocukların 23 Nisan Çocuk Bayramındaki yürüyüşleri için yaptıkları bir pankart…

Dev ahtapotlar, dev yengeçler, ağzını açmış saldırgan köpek balığı, testere dişli timsahvari bir canavar… Göçmen kuşları… Çocuklar dansederek, güle oynaya, kıyıya ulaşmak telaşındaki dalgalar gibi bir o yana bir bu yana salınarak hızla ilerliyor, çevrelerine neşe saçıyorlar, çocuk olmanın, mutlu olma şansını yakalamanın tadını çıkarıyorlardı… Taşıdıkları temsili nesneler ise benim için başka bir sahnenin oyuncuları gibiydi. Çocuklar denizin beyaz köpükleri gibi pırıl pırıl parlarken taşıdıkları nesneler dalgaların üzerinde sıçrayan handiyse canlıymış gibi ürkütücü vahşi deniz yaratıklarını temsil ediyorlardı… Kendileri tasarlayıp kendi elleriyle yaptıkları bu nesneler kafalarına taktıkları masklarla da uyum içindeydi… Onların bu maskları tasarlarken neyi ifade etmek istediklerini bilmiyorum ama bana sahilde botun karşıya geçirilişini ayarlayan ölüm tacirlerinin paragöz vicdansızlıklarını düşündürdü…

Asos ile Midilli adası arasında mesafe dardır ancak deniz çok derindir ve sualtı yaşamı bakımından dünyanın en ilginç bölgelerinden biridir… Kuşku yok ki bu sularda yaşayan deniz canlıları çocukların temsili yaratıklarından daha vahşi ve acımasızdır. Onlar insanların suyun üstündeki ve dışındaki savaşından habersiz kendi karanlık dünyalarında ve düzenlerinde doğanın yasalarına uygun olarak yaşarlar ve vahşiliklerinin suçlusu değillerdir… Çocuklar da denizin bu hallerinden habersiz, adeta Asos’la Midilli arasındaki o kısacık yolculukta karşılaşabilinecek olayları sahneye koymuşlardı…

İnsanlar arasına sınırlar çizenlere insan icadı dikenli teller, beton blok duvarlar, mayınlı bölgeler, çukurlar yetmezmiş gibi insanları dağlarla, nehirlerle, vadilerle ve denizin boğazlarıyla ayırmaya hâlâ ne kadar da hevesliler… Bir insan durup dururken, iyi kötü kendince bir mutluluk inşası içinde yaşarken aniden neden atalarından miras kalmış doğduğu toprakları terkedip perişan olmayı da göze alarak göç etsin… Ölümü tercih edebilmek yaşamaktan daha öncelikli hale nasıl geldi… Oysa tabiat bize Midilli’nin bir çocuk pabucunun süsü gibi ya da gömleğinde boğazını sıkan bir papyon misali Kaz dağının parçası olduğunu söylüyor… Suriye, Türkiye ve Yunanistan’ı birbirinden sınırlarla ayırmak haritalar üzerinde mümkün olabilir ama insanlarını birlikte oluşturdukları ve içinde birlikte yaşadıkları kadim ortak kültürün bağlarını çözmek pek de olası görünmüyor…

Ah Safo, dedi giderken, nedir başımıza gelen?

İstemeden bırakıyorum seni.

Dedim ki, git güle güle,
git ama unutma beni, biliyorsun sana bağlılığımı.**

* Ortahisar’daki çocukların gösterisini; “Suriye’deki şiddetten kaçan ve Kapadokya bölgesine sığınan bireylere ve ailelere yardım etmek amaçlı bir sivil toplum kuruluşu” olan ‘Helping Hands Turkey’ organize etmişti. http://www.helpinghandsturkey.com

** Safo-Şiirler, Beşinci Betik’ten alıntı, Azra Erhat-Cengiz Bektaş. https://www.gazeteduvar.com.tr/kitap/2017/03/11/antik-dunyanin-kadin-sairleri-neler-yazdi/

Sergide yer alan fotoğraflardan örnekler

C+ Üst Salon:

Lodosun Getirdiği / Asos sahili

C+ Alt Salon:

Çocuk Bayramı / Ortahisar

Sergiyle ilgili galeri sayfasındaki haberi okumak için / To read the news on the gallery page about the exhibition: https://seramikartisanatgalerisi.com/2019/06/13/lodosun-getirdigi-sergisi-20-haziranda-cda-aciliyor//

🌿

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s