Doğuya yolculuk

Kar ve Kum Taneleri

.

Aynı sokağa açılan üç pencere, hareket halinde.

Sokak geniş, pencereler dar.

Her birimize ayrı görünüyor…

Birimiz için mizansen; oyuncular dolanıyor sokakta…

Diğerimiz için öylece, olduğu gibi…

Benim içinse geçici…

.

Üç çift göz açılıp kapanıyor…

Yaşamın belirli bir anı sabitleniyor.

Aynı ana gizlenmiş sonsuz anlar birbirinden farklı.

Gerçeklik görece.

Daha fazlası gerek; yaşamı deşmek…

Mekânı eşelemek, insana yaklaşmak…

İmkansız durdurmak zamanı.

Zamanda durmak belki, bir an için…

Düşmeyi bekleyen bir kum tanesi olmak saatin içinde.

Yoksa camın içinde diğer hazneye mi düşüyoruz biz de…

Kum taneleri uçuşuyor kar tanelerince.

O anların her birinde eriyor zaman.

.

Yeniden başlıyor şimdi.

Bakmak için o ana, o anın anlattığına, geçici anların akışına…

Zamanın direttiği değişime bakmak için…

Çevirelim kum saatini.

Yeniden yaşansın zaman.

(Bu günlerde salgın hastalık nedeniyle)

Bir türlü geçmeyen zamanın geçmişliği…

Ve geçiciliği hakkında fikir versin diye.

Zamanı durduranın saat olmayışı hakkında.

Ne zaman durur zaman, durur mu gerçekten…

Kum taneleri birbirine çarpınca durur mu?

Yığılır mı zaman kar yağdıkça,

Düşer mi bir çığ gibi üzerimize,

Kalır mıyız zamanın altında?

.

O kıştan sonra onaltı yıl geçmiş.

Mutlu insanlar görmüştük; herşeye rağmen…

Neydi bu herşey? Musibetler…

Tercih edilmiş, başa musallat ya da kader dedikleri yazıldığı gibi olan.

.

Eklemezsem eksik kalır…

Yakında bahar gelecek, âlemi ot kaplayacak, yeşil ve besleyici ot…

Kuzular meleyecek… Çiçekler açacak, arılar vızıldayacak…

Fotoğraflardaki zamandan söz ediyorum.

Hayatın tatlı sürprizleri de var, sokaklar çocuklarla dolacak…

Ve biz de bir tür sürpriziz onlar için, bahardan önce…

Yüzlerin bazen güldüğünü de göstermek için bir fırsat…

.

Kıyas için tanıdık hayat yok oralarda…

İyi ve kötü, eksik ve fazla, hak ve rıza arasındaki mesafe bilinmiyor…

İnsanlar mutlu, belki de bu yüzden.

Nedensiz, şifresi mayasında.

Acı görünmüyor, ama sessizlik hakim…

Çıt yok, yine de hüzün kendini gizleyemiyor.

Meraklı ve kuşkulu bakışlar arasından geçmiştik.

Köy evlerinde tezeğin yorucu sıcaklığı karın soğuğunu azaltıyordu…

Biz de aracımızın ısıtıcılarına sığınıyorduk.

.

Onlarla birlikte yaşadık…

Saniyenin yüzyirmibeştebirinde geçmişti zaman.

Zamanın parçaladığı anılar…

Kuşlara atılan ekmek kırıntıları gibi…

.

Onaltı yıl çok mu zaman…

Zamanla birlikte çocuklar geldi…

Dostlar geçti…

Daha neler neler…

Görünen görünmeyen… Bilinen bilinmeyen…

Elde ne kaldı, sadece bir kaç fotoğraf mı?

Biriken zaman mı, yitirilen mi yoksa?

.

Üç adam…

O kış iyi ki gitmişiz…

Karlar ülkesine…

2004, Memo, Nbc, AÖ.

.

Boşalan kadehim saat olmak ister gibi…

2020, Karantina günleri.

Mehmet Ünal’ın bu yolculuk hakkında notları için:

https://mehmet-photography.blogspot.com

Nuri Bilge Ceylan’ın bu yolculukta çektiği bazı fotoğrafları için:

https://www.nuribilgeceylan.com/photography/turkeycinemascope1.php?sid=1