Yarışma dışı fotoğraf: Manzara

“Anadolu-Avarızı”-22

(Out of competition photo: Landscape)

Son zamanlarda umutla ve hevesle fotoğraf çekmeye başlamış fotoğrafçı/sanatçı adaylarının en çok çalıştıkları konunun manzara olması dikkatimi çekince bu yazıyı yazmaya karar verdim. Daha ilk birkaç cümlede rahatsızlık hissedenlerin okumaktan vazgeçmesini anlayışla karşılarım… Kişisel bir yaklaşım metni, aldırmayın.

Manzaralar fotoğraflanma öncesinde taşıdıkları değeri fotoğrafta koruyabilirlerse zaten biriciktirler, rekabete girecek hiç bir özellikleri yoktur. Rekabete gerek duyan fotoğrafçı olduğunda eğer manzara ile ilgileniyorsa yanlış bir yerde meşguliyet gösteriyordur, manzarayı doğanın bir görünümü olarak yeterince anladığından şüphe duyarım.

Doğa ne denli hareketli olsa da manzara fotoğrafçısına sükuneti diretir. Tevazu ve saygıya davetinin ilk etkisi budur. Böylece fotoğraf doğa felsefesine girilecek özel bir kapı açmış olur.

Renkli doğanın siyah beyaz fotoğraflanması ise sonucunun sadece bir fotoğraf olduğudur, fotoğrafik zorunluluklar her koşulda zaten fotoğrafı doğanın birebir görüntüsü olmaktan çıkarmıştır. Doğaya saygı ile yaklaşan fotoğrafçı elindeki olanakları doğru olarak kullanmak için çabalar, doğayı süslemeye kalkışmaz, fotoğrafik makyaja gerek duymaz. Güzelliğini onun dışındaki alana bir öneri olarak sunar. Doğadan daha güzel olduğu iddia edilen ne varsa doğanın dışındadır.

Bir tasarımcı özgürlüğünü kullanırken ne yaptığının bilincinde olmalıdır, yaptığı işe doğru bir ad vermelidir. Doğaya ait bir güzelliği kullanma özgürlüğünü doğayı kirletme, ona zarar verme, insandan koparma gibi sınırsız bir özgürlük olarak değerlendirdiğinde gelecek nesillerin ve doğaya ait olan yaşam parçalarının haklarını gaspetmiş olur. Hesabını veremeyeceği boyundan büyük işlere girmiştir. Zaman onu yargılar.

Rekabetin yararlı olduğu düşüncesine katılmamak mümkün değil ancak bu sürecin günümüzde nasıl işlediğine bir bakalım… Yarışmaların koşullarından, ödül arzusundan, ilgili bir alanda yer almanın mesleki zorluklarından söz etmeyeceğim, bu niyetleri iyi fotoğrafçı olma yolu görmek çoktan eskidi, oyalanmaya dönüştü. Ancak oyalanmanın yeni ortamı çok daha dikkat çekici…

Her şeyden önce manzara fotoğrafı da fotoğrafçının baktığı manzara gibi bakılan bir görüntü. Az farkla; kokusuz, sessiz, cansız… Boyalı bir zemin olarak da, ışıklı bir yüzey olarak da… Doğaya ait olan sadece görüntüsü değil, kokusu, sesi, hareketi ve daha pek çok özelliği var. Doğadan koparılan bu özellikleri fotoğrafa eklemek de olası elbette, onu yeniden inşa etmeye kalkışana dur diyecek değilim, becerikli eller az değil. Biraz daha ileri gitmek de olası, örneğin ona özel bir mesaj yüklemek… Doğayı önce öldürüp sonra can ve ruh vermeye kalkışmak, Frankenstein misali.

Sınırsızlık tanımsızlığa neden olmasına karşın tanımında anlaşmışsak fotoğrafçının, sanatçı da diyebiliriz, özgürlüğü konusunda kısıtlama olamayacağında da anlaştık diyelim… Gelelim ürüne.

Bugün fotoğrafın en yaygın sergileme alanı çevrimiçi internet ortamı. Şimdilik bu ortamda sergilenenin fotoğraf olup olmadığı tartışmasını da açmaya niyetim yok. Öyle kabul edelim. Sosyal medya üzerinde takipçi kitlenizi aktif tutmak gereğinde, onları eğlendirmek için sürekli yeni içerik yüklemek zorunda olunmasında sanırım hemfikiriz, yoksa neden orada olunsun. Bu çabanın bize zaman, enerji ve kaynak harcattığında da. Her gün dört beş fotoğraf yayınlamak ortamın etkin alt sınırı… Uzman görüşü böyle… Bu verimlilik için mesleki deneyiminizin kaç yıl olması gerekiyor acaba? Bunu iyi fotoğraf anlayışınızdan ödün vermeden başarabilir misiniz?

Canınızın istediği gibi davranabilirsiniz, rahatsız edici olmak istemem, ama bu konuyu ele almanın fotoğrafçıya, onun etkinliğine ve ilgili alan olan doğaya yararlı olabileceği kanısındayım, iyi niyetin başa bela olabileceğini de hesaba katarak. Zira buradaki düşüncelerimin aksi yönünde çalışan pek çok fotoğrafçı, fotoğraf derneği ve hatta akademik yapılar var. İşin bu tarafı beni fazla ilgilendirmiyor, önem verdiğim konu fotoğrafçının önündeki yolu tercih edişinde ve o yolda ilerleyişinde mutlu olup olmadığı, hayal kırıklığı ve  meşguliyetinin sonuçları…

Sosyal medya günlük yaşamımızın önemli bir parçası oldu; para, pozisyon, şöhret ve daha iyi bir yaşama ulaşmanın en kısa yolu gibi görünüyor. Kısa olması iyi de yol çok kalabalık, trafik sıkışık, sık sık kırmızı ışık yanıyor, ilerledikçe tabelalar çoğalıyor ve kavşaklar üst üste biniyor… Nedense ütopik hedef ise gözümüzün önünden hiç uzaklaştırılmıyor, hep bir adım kalmış gibi. Bu yolda en öndekilerin arasında en çok fotoğrafçı var, adeta misyonları bu, yol açıcılıkta teşvik ediliyorlar… Fotoğrafçı (adayı) sürekli uyarılmışlık halinde tutuluyor; bu yolda hareket halinde iken fotoğrafın ne olduğu, manzaranın ne olduğu gibi soruların sırası değil, ortam örneklerle dolu zaten, önemli olan önde olmak… Kendinizi ve sanatınızı geliştirmek için önerilen aşamaları geçin yeter, özel çabanıza gerek yok, düşünmeye, kendi yolunuzu aramaya kalkmayın sakın, kaybolursunuz, bizi takip edin! Size daha iyi insan olmayı, başarı ve gururun zirvesini teklif ediyoruz!

Dikkat edilmesi gereken son yıllarda fotoğraftan veya fotoğrafçılıktan para kazanmanın iyice zorlaştığı. Bu durumun en önemli nedeni artan “Fotoğrafçı” sayısı. Fotoğrafçı olarak para kazanmak için yeni yollar bulmak hiç kolay değil, daha çok üretmek ise kaliteyi düşürmekten başka sonuca götürmüyor. Fotoğrafların sayısı da katlanarak artınca benzerlerinin arasında seçilmesi fotoğraf dışındaki nedenlere bağlı olarak şansa dayalı. En önde tutulana eserlerinin şansla ilgisi olmadığı ve pozisyonunu yüksek sanatsal ifade yeteneği ve bileğinin hakkıyla elde ettiği yönünde ikna edici gerekçeler sunulması piyasa kuralı. Şüpheye mahal yok zaten oynanan oyuna katılmakla kurallar kabul edilmiş oluyor.

İnternet ve dijital fotoğraf öncesi dönemlerde de fotoğrafçılıktan para kazanmak kolay değildi ancak medya bugünkünden çok farklı çalışıyordu ve fotoğrafın yayınlanmak üzere satışı mümkün oluyordu, bugün yayınlatmak para getirmiyor, hava gibi fotoğraf bedava… Kendi fotoğrafını kendin yayınla ama para bekleme, hatta harca.

İmaj bankalarına gönderebilirsin fakat birkaç kuruş alabilir misin bilmem.

Yarışmaları hep sen kazansan geçinebilir misin? Senin sırtından kazanılan parayı da görme bu arada, rahatsız olursun. Aslında ben… diye cümleler kurmaya başlarsın.

Dergilere fotoğraf gönderdiğinde yayınlamanın şartı olarak senden ne isteyecekleri malum, somut bir iş, karşılığında verdikleri ise soyut yüksek bir kazanç.

Bir sanatçı olarak sergi de açabilirsin, satarsın da… Bir arkadaşımın sergilediği fotoğraflarını satıp kazandığı para ile sinema filmi yaptığına dair söylentiler kulağıma geldi de şaşırdım, sinema da ucuzladı mı ne?

Yaygınlaşan bir maddi kazanç yöntemi de fotoğraf eğitmenliği, fotoğraf turlarında rehberlik… Kaybolmakta olan el sanatlarının son ustasına, son atölyesine götürülen genellikle kırka yakın fotoğrafçının her birine ayrı ayrı birbirleri arasında en iyi pozu yakalatmak… Veya konu mankeni atları kan ter içinde bırakıp çiftlik sahibine kazancından pay vermek…

Mektupla eğitim yöntemiyle kariyer yapmak da yeni bir yükseliş… Sorular belli, cevaplar belli… Diplomalı eğitmen olarak yevmiyenizi ya da itibarınızı arttırabilirsiniz…

Manzara yeterince güzel olmadığı için üzülmeyin, fotoşop, laytrum, luminar gibi bilgisayar programlarını öğrenmek için kursa gidebilir ya da çevrimiçi ortamlara üç beş kuruş yatırarak alaylı kariyeri yapabilir, allı pullu sertifikanızı aldıktan sonra siz de eğitmen olabilirsiniz…

Çoğalalım, çoğaltalım! Sonra da öne çıkmak için havadan atılan yardım paketleri için birbirimizi ezelim, harika değil mi?

Moral bozmayalım, yeniden düşünelim: Fotoğraflarımızı kime satabiliriz? Alıcılar kim, nasıl ulaşılırlar? Herşeyimizi ortaya koyup ürettiğimiz fotoğrafların farkedilmesi için başka ne yapabiliriz?

Galeriler, şirketler ve yerel yönetimler! Destekçi olmalarını bir lütuf olarak gösteren bu taraflar için aslında kaçınılmaz olan bu etkinlikleri işe yarayabilir… Ama aralarında bazı farklar olacaktır, bazıları imkanların kısıtlı olması dolayısı ile kaliteden taviz vermenizi, önem verdiğiniz anlayışınızı terketmenizin ilerleyişinizdeki engelleri ortadan kaldıracağını size telkin edeceklerdir, kabul etmezseniz siz bilirsiniz… Onlardan daha iyi mi bileceksiniz, piyasayı onlar belirliyor, küratörleri ve uzmanları var, meydan onların, teslim olun yeter. Yoksa siz ayrıcalıklı olduğunuzu ve dünya fotoğrafındaki yerinizin destekçinizin pozisyonundan daha önemli olduğunu mu düşünüyorsunuz? Olabilir elbette…

Ya da bir editör bulalım, akademik bir danışman, bir de menejer… Sanatçı ve fotoğrafçı olarak düşünmekle uğraşmaya değmez, enerjimizi, zamanımızı verimli kullanmak için ihtiyacımız olan tam da onlar… En kısa yolu onlar biliyor, hazinenin yerini de! Kaptana kulak ver, sakin ol, tevazu ve saygıyı doğru anla! Kazan, kazan!

Tüm bu başarılı girişimlerin ardından sosyal medya üzerinde çok sayıda(!) takipçiye ulaştığınızı, böylece fotoğrafçı olarak sorunlarınızın çözüldüğünü, banka hesabınıza durmadan para yatırıldığını düşünmek gerçekçi mi yoksa bir hayal mi? Sosyal medya üzerinden para kazanmanın şirketleri ve vergi memurlarını da durumu gözden geçirmeye tahrik ettiğini hesaba katmadık mı yoksa…

Şimdi bir başka fotoğrafçıya bakalım, odaklandığı hedefin mutluluk, saygınlık, felsefi ve bilimsel derinlik, gerçek anlamda sosyal bir etkinlik olan fotoğrafçıya! Böyle bir fotoğrafçı tanıyor musunuz? Böyle birinin aklı başında olabilir mi? Siz onun gibi olmak için mi çalışmalısınız?

Sadede gelelim, iyi bir fotoğrafçı yapacak etkinliğin hangi tercihler olduğu konusunda tekrar düşünmek size ne kaybettirir? Ünlü bir fotoğrafçı olmayı arzu etmek ayıp değil, sosyal medyada takipçilerinizin olmasını istemek de. Ancak bir fotoğrafı çevrimiçi ortama yüklerken bir an duraklayın ve yüklemekte olduğunuz fotoğrafın sizin için gerçek değerini gözden geçirin, karşı tarafın çalışmanıza sizden daha fazla değer biçmesini mi umuyorsunuz? Yoksa paylaşımınız sadece bir kişiye ulaşsa bile eyleminizin doğrulundan emin kalacak mısınız? Bu hafta yeni bir fotoğraf yayınlayamadığınızda sizin için bir felaket mi olacak yoksa henüz o fotoğrafı üretmemiş durumda mısınız?

En başa döndük işte… Sükunet, tevazu ve saygı… Anlamları değişti biraz o kadar…

İyi bir manzara fotoğrafçısı olmaktan önce bu yöndeki çabamı sonuca götürmek için ve daha mutlu bir yaşam için doğanın cömertçe ilham verici olduğunu, bunun için sadece çok çalışmak gerektiğini söylersem bana inanır mısın?

Manzara sana nasıl görünüyor?

Tercihine saygı duyacağım arkadaşım.

Reklamlar