Etkileşimler 3

Taş, duvar, kapı, yuva…

Kapadokya görme duyusu için hem şaşırtıcı hem de doyurucu bir zenginliğe sahip. Hiç bir kral günün birinde hazinesinin tükeneceğini düşünmez. Düşündüğünde artık geç olmuştur ve son altınlarını da kendi mezarına harcar. Kapadokya da bu kral misali zenginliğini her gün kaybediyor. Uzun yıllardır zenginliğinin farkında olmadığı için hazinesi bu günlere kadar bitmemişti ama artık herkes buranın zenginliğini biliyor ve talan etmede üstümüze yok. Çeşitli zorunluluklar da bu tüketişi iyice hızlandırıyor. Ben de fotoğrafçı olarak onun görüntülerini cebe* indiriyorum. Sonra da tekrar gidip bir daha kaybetmemek üzere kayıt ediyorum, bu kayda fotoğraf da deniyor.

Kapadokya’nın diğer varlıkları gibi görsel zenginliği de harcanırken tükenişine çare olamasa da faizi ile az buçuk artıyor. Şöyle ki: Örneğin herkesçe malum olan güvercinlikler kullanıldıkları zamanlarda öyle değerliydi ki motifleri güvercinleri çağıracak kadar canlıydı, sürekli bakımı yapılıyor, yenileniyorlardı. Aşağıdaki bağ üzüm vermekteydi ve para etmese bile sahibinin ihtiyaçlarına bir nebze de olsa fayda sağlıyordu. Henüz kimyasal gübre ve adına ilaç denen diğer zehirler de yaygınlaşmamıştı. Günümüzde tek tük kullanımı sürdürülen güvercinlikler ise sahiplerinin yoksullaşması nedeniyle bakımlarında tükenmiş olanakların son bir gayretle değerlendirildiğini gösteriyor. Öyle eskisi gibi renkli ve özenli motifleri çizmeye ne takat kalmış ne de becerikli bir ressam. Bağ arabaları gibi güvercinlikler de önce resimlerini yitirdiler. Neyse ki insanlar geleneklerinin etkisi ile duvarına teneke çakarken bile genlerine işlemiş olan estetik duyarlılığını ortaya koyuyor. Bana da fotoğrafını çekmeye değer göstertiyor.

Duvarlar da yok oluşlarında ölmek üzere olan ağacın çok meyve verişi gibi tüm özelliklerini son bir kez sergilemek için aşama aşama yıpranıyor ve yıkılıyorlar… Meğer ne çok çeşidi varmış şu duvarların… Volkanik malzemenin her beş on kilometrede farklılaşması köy köy mimarinin ve sosyal yaşamın biçimlenmesinde etkili olmuş belli ki. Bu belli oluşları tespit etmek için son fırsatları sergiliyor virane Kapadokya. Bu yıkık mimari ve unutulmuş doğal yaşam kişisel olarak kendi yaşantımı sanatın tesellisi ile gözden geçirmem için de bir fırsat. Bu nedenle Kapadokya’yı afet bölgesi olarak da görür, tsunami dalgası yemişçesine dağılmış mekanını o afetin etkilerinden kalan süprüntü içinde insanlara ve doğaya ait ne kalmış diye merak eder gezerim. Her seferimde heybem altın değerinde bilgiyle dolar da şaşar dönerim.

Fotoğraf makinesine sahip olmak artık ayrıcalık değil. Eskiden kapı fotoğrafı çekmek pek çok fotoğrafçıyı cezbederdi. (Bir arkadaşımın yıllar önce beyaz duvar, mavi kapı, begonvil birlikteliğinin fotoğrafından yaptığı posterin binlerce sattığını hatırladım. Altında da Bodrum/Türkiye yazıyordu.) Bugün de öyle, hem de herkes için. Ben de zaman zaman onlara katılıyorum. Elbette Kapadokya kapıları azalmış olsa bile hâlâ bir amatör fotoğrafçıya albüm yaptıracak kadar çok ve değerli. (Günümüzde albüm, poster vb. satar mı bilmem. Artık internet var.) Hele kapının çevresindeki taş işleme içindeki haliyle harikalar. Sök götür dedirten cazibesi yüzünden bir sehpa olarak da rastlamak yaygın. Beni bu kapıların yanında cazibesini yitirmiş olanlar da kendine çekiyor ve kendini çektiriyor. Türkçede fotoğraf vurmak yerine çekmek fiili ile tanımlanırken bir dilbilimci hassasiyeti gösterilmiş, boşuna değil, ben de kapıları kendime çekiyorum, fotoğraf olarak yani, sehpa yapmak için değil. Öyle bir sehpaya çayını koyan turistin ne düşündüğünü hep merak ederim. Kapadokya mekanı içerde miyim dışarıda mı sorusuna olan cevabını yitirmiş hale gelmiş, kapılara bakınca öyle görünüyor. Duvarlaşmış olanlar da az değil.

Yuva, hayvanlar için barınak olma önceliğine sahip bir kelime. İnsanlar için kullanılmasının nedeni belki de onu geçici olarak kullanmalarıdır. Karınca gibi sürüler halinde yaşayan hayvanların varlığı yuvanın mahrem, sıcak, sempatik ve koruyucu özelliğini değiştirmeye neden olmuş da yuvalanma gibi kötücül bir anlama da sahip olmuş sanki. Kapadokya bugün yuvalanılan bir yer aynı zamanda, kendine karşı. Eski zamanlarda ise yuva arılar için, güvercinler için insanlar tarafından yapılan bir mekandı. Kendi evini de aynı ortamda ve aynı teknikle yaptığı ve neredeyse aynı şekilde barındığı için insanlar ve hayvanlar arasındaki ilişki faydaya dönük olmasına rağmen bugünkünden çok daha vicdanlı bir birliktelikti. Bugün oteller arı kovanı gibi turistlerle dolup taşıyor ama bir kayakovanın yanında pek çoğu hem estetiği hem de yararı açısından tartışılır haldeler. Yuvalanma zihniyeti ile yuva inşa edilemiyor maalesef. Bu nedenle de Kapadokya yuvaları maziye gömülüyor.

Bu sayfaya ekleyeceğim fotoğraflar uzun zamandan beri çalıştığım verimli bir alanın ürünleri olduğundan şimdilik bu başlık altında birkaç örnekle yetinelim. Arada tekrar sayfayı ziyaret ederseniz yeni ekleyeceklerimi de görmüş olursunuz. Belki ilerde alt başlıklarda tasnif etmem gerekir. Dedim ya, dolu bir heybe nedir ki Kapadokya’nın bereketi yanında…

*Cep telefonu