Arazide gün ışığı lekeleri / Sunlight spots in the field

Arazide gün ışığı lekeleri

Vadilerinde dolaştığımda Kapadokya’nın engebeli arazisi bana gün ışığında üzerine giyeceği elbisenin desenlerini seçme şansı varmış gibi görünür… Hem de seçtiği elbiseyi üzerine uyup uymadığını kontrol eder gibi bir giyer bir çıkarır… O elbisenin kumaşı ışıktır, kimi zaman ince ipek bir tül gibi bedenine yayılır, kimi zaman saten parlaklığında oylum oylum tepelerin arasında kıvrılır… O bazen de yüzünü siyah bir peçeyle örter, herkese göstermekten kaçınır. Kalabalıkların bakışında apaçık da olsa plajda aranan sevgili gibidir, sıradanlaşır, herhangileşir, kayıplara karışır… Onun gizemli güzelliğini görmek için yanına usulca, rahatsız etmeden yaklaşmak ve ısrarcı olmamak gerekir; biricikliğinin, benzersizliğinin farkında gibidir. Vahşidir de, deklanşör sesinden irkilir. Öyle futbol sahasına giren spor muhabiri gibi gelenlere, ya da düğünde masaları flaş çakıp dolaşanlara yüz vermez, kıskançtır. Onlara kendini Kapadokya imiş gibi gösterip aldatır, bu kandırma için pek çok kozu vardır. Sadece sevgili bir göze kendisi olarak görünür. Öyle ki yer yer yaşlı ve olgun, yer yer genç ve bakir bir güzelliktir takdimi, bakan gözü seçer ve görebileceğinden fazlasını göstermez. Issız tepelerindeki küçük bir şapele adak sunmak ya da günah çıkarmak için gelene karşı bile temkinlidir. Binbir ziyaretçisi arasında kimin gözüyle, kimin gönlüyle baktığını seçmekte tecrübelidir. Eğer kalbine giden yolu biliyorsa vaktinde gelenin onu bir ışık şelalesi altında görebilmesi olasıdır. İyi bir fotoğrafçıya hastalığını bulaştırmaktan da kaçınmaz, onu da kendi gibi kıskanç yapar, neler çektiğini göstermesine kolayca müsade etmez. İster çeyiz sandığında olsun, ister kutsal bir hazine sandığında, en değerlilerini kendine ayırtır. Ne yapalım, bana böyle davranıyor, belki yalnız bana, olsun bana bu kadarı da yeter.