C+’DA İKİ SERGİ

AHMET ÖZYURT’UN “KAPADOKYALILAR” ÇALIŞMASININ İLK FOTOĞRAFLARI VE NİYAZİ BÜLBÜL’ÜN “DOLAPDERE ESKİCİ PAZARI” FOTOĞRAFLARI C+’DAKİ ORTAK SERGİLERİNDE YER ALMIŞTI…

NB-AÖ-C+-Sergi-yatay-web

C+ Sanat Galerisi 17-31 Mayıs 2017


KAPADOKYALILAR 1 / AHMET ÖZYURT

NB-AÖ-sergi-C+-03

Ahmet Özyurt yıllar önce geldiği ilk günden bugüne Kapadokya’da fotoğraf çekiyor. Önceleri bölgenin manzaralarını çalışan Özyurt daha yakından tanıdıkça Kapadokya’nın tarihi ve kültürünü de çekim alanına aldı. Bu aşamada Kapadokyalıları tanımaya çalıştı. Son yıllarda bölgede yaşayan insanlarla ilişkilerini yoğunlaştırdı ve derinleştirdi. 90’lı yılların sonundan bugüne kendi yaşamını da Kapadokya’da ve olabildiğince “Kapadokyalı” olarak sürdürmeye başlamıştı. Artık sıra 2000’li yılların Kapadokyalılarını kendi vizöründen gördüğü haliyle belgelemeye, onları yaşadıkları zamanın içinde ve gelecek kuşakları için Kapadokyalı olarak fotoğraflamaya başladı.

NB-AÖ-sergi-C+-02

Sergideki fotoğraflar bu çalışmasının ilk yıllarındaki başlangıç aşamasını gösteriyor. C+ Sanat Galerisi’nin bir salonu söz konusu aşamanın ancak küçük bir kısmını sergilemeye olanak tanıdığından çalışmasının devamlılığını da belirtmek nedeniyle “1” ekiyle gelecekte de Kapadokyalıları fotoğraflamayı sürdüreceğini vurguluyor. Kapadokyalılar’ın çekimine ilk kez başladığında konuya henüz bir çerçeve çizmemişti; bu nedenle çeşitlilik gösteren kimlikleri Kapadokyalı olmalarını tam olarak açıklamasa da ipuçlarını vermesi bakımından fotoğrafçının gelecekteki yaklaşımı hakkında fikir veriyor. Örneğin bazen Kapadokya’nın ziyaretçilerini de çalışmasına katıyor.

NB-AÖ-sergi-C+-05

Kapadokyalılar Türkiye’nin son yıllarındaki sosyal yaşamında hızlanan değişikliklerden paylarına düşenden etkilenmiş olsalar da kendine özgü hallerini  ülkenin diğer bölgelerinden daha fazla korudukları gözlemlenebilir. Fotoğrafçının gözlemlerine göre Anadolu kadim kültürel özelliklerinin iç bölgelere kök salmışlığını en çok orada yaşayan insanın bireyselliğinde yansıtıyor. Kozmopolit niteliklere yatkınlığı geliştiren ekonomi ve teknoloji sürprizleri Kapadokya’daki insanların toprağa olan bağlarını azaltsa da saygılarını azaltamıyor. Burada bir Kapadokyalıyı yüzlerce yıl öncesindeki Kapadokyalılar gibi yaşarken görmek olası. Elbette burada da nüfus artıyor ve sosyal yaşamda değişimler açıkça görülüyor, ancak bir fotoğrafçı değişmeyeni, kadim olana bağlı olanı arıyorsa Kapadokya ona çokça olmasa da özel örnekleri sunmayı sürdürüyor. Çalışmasında bir kaç perspektifi amaçlayan Özyurt bu sergisinde kabaca niyetini gösteriyor. Bölgenin iklimi, avarızı, yeraltı kaynakları, toprağı, tarımı, sanayisi, ulaşımı, ekonomisi ve özellikle merkezinde çok etkili olan turizminin nüfusunun niteliklerine dayattığı olumsuz ilişki Kapadokyalılığın özgünlüğüne başka bölgelerdeki kadar müdahale edemiyor. Fotoğraf bu yorumun suretini çıkarmada fotoğrafçıya mucizevi işleviyle yardım ediyor.

NB-AÖ-sergi-C+-08

Kapadokya’nın neresi olduğu konusundaki algı çoğunlukla ve eksiklikle Nevşehir sınırlarının içinde kalan peribacalarının bulunduğu bölgeyi gösteriyor, oysa Kapadokya tarihsel ve coğrafi konumlanmasıyla ele alındığında neredeyse iç Anadolunun tamamını kapsar. Özyurt’un Kapadokyalıları da işte bu geniş alanın insanları. Bu da çalışmasını geniş bir bakış açısıyla ele almasının nedeni. Fotoğraflar Kapadokyalıları bazen yalın bir portre olarak bazen de çevresini kuşatan mekan içinde yansıtıyor. Fotoğrafçının manzara fotoğrafına olan tutkusu onları sık sık geniş alanların içinde göstermesinin nedeni.

NB-AÖ-sergi-C+-12

Ahmet Özyurt fotoğraf çalışmalarını yıllarca sergilemedi. Fotoğrafa yıllar önce başladığında deneysel yaklaşımları önceleyen tavrı kişisel nedenlerle kenara çekilip gölgede kalmayı tercih ettiği uzun yıllar boyunca arşivinde kaldı. Onu gölgeden çıkaran Kapadokya’nın ışığı oldu. Geçen yıllardaki çalışmalarını sergileyecek olması fotoğrafın görkemini hızla arttırdığı ağacının dallarından dallarına nasıl sıçradığını gösterecektir. Manzaradan portreye geçişini yolunu değiştirme olarak değil, bu sıçramalarından biri olarak görmeli. Her dalında başka meyveler veren fotoğraf ağacı onun yaşam alanı.

NB-AÖ-sergi-C+-22

C+ Sanat Galerisi her iki fotoğrafçının çalışmalarıyla ilk kez bir fotoğraf sergisine ev sahipliği yapmanın sevincini yaşıyor.

*Kâle: Geline evlendikten sonra giydirilen kadınlığa geçiş kıyafeti

DOLAPDERE ESKİCİ PAZARI / NİYAZİ BÜLBÜL

Yerden almadığım için pişman olduğum nadir şeylerden biri ölümden geriye kalan eşyalar üzerine bırakılmış çerçeveli, eski bir fotoğraftı. O fotoğraf, adeta zamanın önlenemez yok ediciliğinin bir simgesi gibiydi… Belli ki, uzunca yıllar birisi için, en değerli şeylerinden biri olmuştu. Muhtemelen fotoğrafın ortasında  duran ve yaşlıca iki insana sarılmış gibi gösterilmeye çalışılan o genç kız için.

IMG_0257

Dolapdere, Feylosof Sokağındaki çift çan kulesine sahip Panayia Evangelistria Kilisesi etrafında ilk kez eskici pazarının kurulduğu günü hatırlıyorum. Çoğu insanın geçmeye çekindiği sokak o pazar günü adeta bir panayır yeri gibiydi. Yerlere serilmiş brandaların üzerinde sağa sola yayılmış ve yeni alıcılarını bekleyen eski eşyalar, yerden almaya üşendiğim  çerçeveli fotoğrafın bende bıraktığı şiddetli  travmayı sürekli canlı tuttu. 2009 yılından beri, fırsat bulduğum her Pazar günü burayı ziyaret etmeme ve fotoğraflamama neden olan şey yeni alıcılarını bekleyen ikinci, üçüncü hatta belki de yedinci el eşyaların zamanın toza dönüştüren karşı konulmaz gücüne karşı inatla direnmeleri ve yerden almaya çekindiğim o eski çerçeveli fotoğrafın bir gün yeniden karşıma çıkması umuduydu.

İlk kez fotoğraf makinem ile pazara gittiğimde tedirgin olmuştum. İnsanları fotoğraflamak ile ilgili olarak her zaman çekingen olmuşumdur. Bulunduğum yerin özel durumu ise onlarla bağ kurmamı zorlaştırıyordu ama zaman içerisinde bana alıştılar ve hatta kabullendiler… Ta ki fotoğrafçılar oraya akın edene ve pazara fotoğraf turları düzenlenmeye başlayana  kadar… Bu günlerden sonra benim için de büyüdüğüm mahallede fotoğraf çekmek oldukça zorlaşmıştı. Kullandığım kamerayı küçültmek, gösterişli fotoğrafçı kıyafetlerinden sıyrılmak ve en önemlisi insanlar ile konuşmak hep bu süreçte öğrendiğim şeyler oldu…

Eskici Pazarı’nın esnafı genellikle oranın yerlisi ve hatta o sokakta yaşayan insanlardan oluşuyor. Bu eski eşyalara nasıl ulaştıklarını ise hiçbir zaman soramadım. Sanıyorum ki o noktada toplayıcılar devreye giriyor. Çoğu birbirlerini tanıyor, hayata karşı direnişlerinin gücü de bu tanışıklık zaten.

Dilerim ki pazar hep bu haliyle kalır…

NB

_NYZ5710

Niyazi Bülbül bugün bir doktorun ya da bir biyoloğun kadavra üzerinde çalışması gibi bir işte çalışıyor. Zabıtadan kaçabilen, kaçarken tezgahından tek bir yaprak, tek bir meyve düşürmeden yokuş çıkan, merdivenden inen pazarcı seyyar manav gibi adeta. Elbiseleri diken, mankenleri podyuma hazırlayan bir modacı asistanı aynı zamanda; sonunda sahnede başkası alkışlansa da elbiselerle mankenlerin başarısından o sorumlu. Niyazi Bülbül bir fotoğraf operatörü. O en başında doktora bistrü, pazarcıya tekerlekli tezgah, modacıya makas satan bir marka yöneticisiydi. Tüm bu özelliklerini fotoğraf sektöründe kazandı. Fotoğrafı okulunda öğrendi, piyasasında ustalaştı. Analogtan dijitale geçişte kısa zamanda pek çok ustayla çalışmanın ayrıcalığını yaşadı. Tevazusu onu küçücük bir galeride sizinle karşılaştırıyor.

_NYZ6247

Bu kez işinden tamamen farklı bir dünyadan, yaşadığı semte yakın bir pazar yerinden, işinin özünü tanıdığı naif, içten satıcıların, tamirci ve tasarımcıların çalıştığı Dolapdere Eskici Pazarı’ndan görüntüler topluyor. Pazarın bu insanları eşyada terkedilmiş, unutulmuş kayıp yaşam parçacıklarını birleştiren, modern dünyanın ihmal ettiği romanlar. Farkına varılması gereken onların bilinçsizce de olsa paranın yediklerini sindirmeyi sağlayan enzimler gibi ekonomik yaşamın terazisini dengeleyen insanlar oldukları. Müşterileri de kendileriyle aynı sorunun çözümünde onların birer parçası.

L1030234-2

İstanbul’u temsil eden kadim bir köşesi Dolapdere. Oradaki tezgahlarda satılmaya çalışılan mallar ekonomik ve teknik süreçleriyle birlikte geçmişlerinde kendilerini kullanmış insanların ruhlarını da temsil ediyorlar. İşe yaramazlığın, yakışıksızlığın, “OUT” olanın insanın duyarsızlığına direncini, muhteşem bir geri dönüşü, geçmişlerin ruhlarına can verişi, olumlanmış ve olumlanabilir halleriyle yaşadığımız zaman ve mekana daveti  gösteriyorlar. İnsana ait olanı, erken terkedişin trajedisini şölene çevirebilmenin keyfini yansıtıyorlar. Gurur, asalet, otorite, gösteriş, itibar gibi kavramların taşıyıcısının altın gibi değerli bir madenden ya da ender bir ağaçtan yapılmış, en pahalı goblenlerle kaplanmış koltukların değil de bir oturuşun, bir nazik dokunuşun, mest oluşun, bir keyif sürüşün, yorguna yer veriş ve paylaşma olduğunu henüz ölmemiş dişi kurtarmaya çalışan diş doktorunun çabasınca kanıtlıyorlar. O eşyaların doğumlarına kadar bir tarih de böylece İstanbul’un parçacıklarından bir koleksiyonu orada yerdeki bir yaygının üzerinde sergiliyor. Bu nedenlerle elden geçmiş halleriyle lüks mekanların lobilerinde onlarla yeniden karşılaşabiliyoruz.

_NYZ4973

Fotoğrafçı Bülbül tamamen tezat iş dünyasına giderken her sabah bu pazardan geçiyor, ama geçip gitmiyor, tüm pazarı ve pazarcıları kendi hafızasına, vicdanına ve İstanbul’un mazisine yüklüyor, yanında taşıyor. Bu eylemini işinde kullandığı en son teknoloji ürünü kameralarla ve bilgisayarlarla değil; aynasız, klasik model ama dijital basit bir fotoğraf makinesi ile yapıyor.

_DSF0635

Niyazi Bülbül 1976 yılında Bingöl’de doğdu. Doğumunun ardından İstanbul’a getirildi. Çocukluk ve gençlik yılları İstanbul’un kendine has iki ayrı semti olan Tarlabaşı ve Kurtuluş’ta geçti. Lise eğitimi sırasında, yaz dönemlerinde İstanbul’un bilinen sanat galerilerinden birinde çalışmaya başladı. Galerinin atölyesinde edindiği bilgiler ve tanıştığı insanlar aracılığıyla ilk sanat eğitimini ve çizim derslerini aldı. 2005 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Fotoğraf ve Video Bölümü’nden mezun oldu.  O günden beri fotoğraf ile  ilgileniyor ve İstanbul’da yaşıyor.

Katıldığı Sergiler

2003, Lozan – İsviçre / Festival Object-if : ‘Relation entre arts visueles et architectures’ / Video Yerleştirme / Metin Çavuş ve Akgün Tokatlı ile

2002, İstanbul – Türkiye / Çıkış-Giriş :  ‘İnci Eviner gözetiminde disiplinler arası proje çalışması’ / Fotoğrafik Yerleştirme / Deniz Karbon Yılmazlar ve İlknur Haksal ile


Reklamlar